Ölümsüzlük-Sonsuzluk

Ana rahminde filizlenen hayat bebek, çocuk, ergen, genç, orta yaşlı, yaşlı gibi süreçlerden geçtikten sonra sona eriyor. Bireysel hayattan söz ediyoruz. Yani sizin hayatınız, onun ya da diğerinin hayatı.

Doğum-ölüm arasında yaşanıyor herşey. Doğan her canlı mutlaka ölüyor. Bir  hana benzetilmiştir dünya yaşamı Aşık Veysel'in "Dünya bir han konan göçer" dizelerinde. Yaşam kimi için acı, kimi için ise tatlıdır. Acı olanları bu dünyadan daha çok ayrılmayı temenni etse de aslında nereye gitmek istediklerine de pek karar veremiyorlar. Bu çelişki çoğumuzda var.

Keşke ölsek de kurtulsak diyenler olduğu gibi keşke ölüm hiç olmazsa diyenlerimiz de mevcut. Ölüm şüphesiz çoğumuz için acı verici bir olay. Bir yakınımız, sevdiğimiz ölürse eminim toparlanmamız çok uzun zaman alır, çoğumuzda böyleyizdir. Ölüme alışamıyoruz peki ölümsüzlüğe katlanabilir miyiz?

Bir çok dinin temasında ölümsüzlük vardır. Ülkemizde yoğunlukta olan İslam dininde olsun gerekse diğer ilahi dinlerde olsun ölümden sonra kişilerin derecelerine göre "cennet" ya da "cehennem" hayatlarında sonsuza dek yaşayacakları vaad edilmektedir. Başlamış bir hayatın ölümden sonra da bir şekilde devam edeceğine inananlardanım. Yine devriye inancında insan her seferinde dünyaya ayrı bir kılıkla gelir ve yeniden doğup yeniden ölür, insanı kamile yürür. Ve en sonunda Tanrıyla bütünleşir ve sonsuza dek onda olur.

Bu sonsuzluk, ölümsüzlük denilen olay çok kafa karıştırıcı. Sınırlı olan beyin bir türlü bu olayı algılayamıyor. Fakat benim daha çok tuhafıma giden insanların dünyada ölümsüzlük araması. Sahi dünyada ölümsüz olmayı kaçınız istiyorsunuz, ruh halinizi merak ediyorum. Kesinlikle küçümsemiyorum sizleri sadece ruh dünyanızı merak ediyorum. 1 milyon yıl daha yaşamak, ardından bir milyar yıl daha, katrilyonlarca yıl daha yaşamak... Teknolojiler, uzay çağı değişimler şunlar bunlar... ve halen yaşıyorsunuz... Ve halen ölümsüzsünüz... Aradan katrilyonlarca yıl geçmiş siz halen yaşıyorsunuz, ve hiç ölüm yok. Çok garip, bir yere varmıyor bu düşüncenin sonu da...

Bilim adamlarının ölümsüzlük çalışmaları varmış, hadi ben anlarım uzun yaşama çalışmalarını da cidden bu dünyada ölümsüzlük fikri çok bulanık görünüyor bana. Herşey toz pembe değil çünkü. Ha zaten ölümsüzlüğü istemekle de dünyada kimse ölümsüz olmayacak zaten. Bütün dinlere göre hemen hemen insan zaten dünyada kalıcı değil.

Birşey daha dikkatimi çekti, forumlarda ölümsüzlükle ilgili konular açılmış. Şöyle yorumlar gördüm;
"saçmalamayın ya ne ölümsüzlüğü" " ölümsüzlüğe inanmıyorum, onun için başlığı gördükten sonra konuyu okuma ihtiyacı hissetmedim bile" diyenler görüyorum. Ve asıl kafama takılan ne biliyor musunuz? Bu sözleri söyleyenler Müslüman ve İslam inancına göre ölümden sonrası ölümsüzlüktür. Ben ölümsüzlüğe inanmıyorum diyen çok Müslüman da gördüm aynı şekilde Ölümsüzlük yoktur diyen Hristiyan da gördüm. Peki bir dine inandıktan sonra o dinin "asıl vaad ettiğini" kabul etmemek ya da bunu pek önemsememek pek garibime gidiyor.

Ölümsüzlük
peki neden bu kadar cazip bir fikir? Aslında ölümsüzlük dünyada ya da dünya yaşamının ardında başlayacak olan hayatta insan için her zaman olması gereken birşey. Çünkü insan "varlığını" iliklerine kadar hisseden bir varlıktır. Kendi penceresinden dünyaya bakan, dünyayı, çevresini algılayan, acısını da tatlısını da sadece kendisi hisseden bir varlıktır. Her daim kendisini hisseder. "Ben varım" diyebilir. İşte bu insan sonsuz olmak ister, ya da yok olmak istemez. Yok oluşunu kabul edemez. Sonsuzluk, ölümsüzlük fikri ona cazip gelir. Ama ölümsüzlüğü de bir türlü açıklayamaz. Beyin algılamıyor bir türlü bu kavramları...

1/7/2009 · Kategori: Genel
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

::

Son Yazılarım

Kategorilerim


e okul
09-08-2006 tarihinde açılan bu blog uzun süre anlamsız, gereksiz bilgilerle doldurulmuş, 2009 yılında ise kendini bulmuştur. Çeşitli konulardan oluşan bu blogda blog yazarı elinden geldiğince doğru bilgiler vermeye gayret etmekte/emek vermektedir. Pirozkan.blogcu.com'da yazılanların tamamına yakını özgün içeriktir, tamamen kopyalanmasına razı olunmamaktadır. Emek verilerek yazılmış bu yazıların kopyala/yapıştır yöntemiyle başka sitelere taşınması ne kadar etiktir? Yazıları kaynak göstererek kısmen alıntılayabilirsiniz.